Son 10 yılda değişen aslında iletişimciler değil, toplumun kendisi oldu. Gündem çok hızlı akıyor, beklenmedik krizler yaşıyoruz. Bu krizlerin yarattığı kırılmalar da kuralları baştan aşağıya değiştiriyor.

Şunu unutmamak lazım; “Tek yönlü mesaj” dönemi çoktan bitti.

Herkes sosyal medyanın hızına uymak zorunda. Sosyal medya bugün insanların umutlarını, öfkelerini ya da birlikte hareket etme isteğini tetikliyor ve hayatımızı etkileyen gerçek bir sahneye dönüşüyor.

Ben kırılmanın esas olarak pandemi döneminde yaşandığını düşünüyorum. Hayatın kontrol altında tutulduğu o dönemde dijital alan, insanların birbirine tutunabildiği ortak bir hareket alanına dönüştü. Birlikte tecrübe ettik, birlikte hayatta kalmaya çalıştık. Ama şunu da gördük: Birliktelik arttıkça bilgi de kontrolsüzce çoğaldı.

Birçok kaynaktan aynı anda akan bilgi, yanlış olanı da aynı hızla büyüttü. Teyit edilmemiş içerikler bir anda gerçeğin yerini almaya başmladı. Bu yüzden artık her içerikte kendimize şunu sorar olduk: “Kaynak güvenilir mi, bu bilgi doğrulandı mı?”

İletişim şu anda daha önce görmediğimiz bir değişim içinde.

Çoklu krizler, yapay zekânın gerçekliği yeniden kuran etkisi ve sınır tanımayan hız aynı anda üzerimize geliyor. Böyle bir ortamda kurumların itibarını koruması ve kimliğini tutarlı biçimde sürdürmesi her zamankinden daha zor.

Teknoloji, iletişimcilere pek çok imkân sunuyor ama markaları da daha kırılgan hale getiriyor. Kriz anlarında bilginin kontrolsüz yayılması, küçük bir meltemi, bir anda sersemletici bir lodosa çevirebiliyor. Bu yüzden iletişim yönetimi bugün hızlı tepki verebilmeyi, önceden düşünülmüş senaryoları ve kesintisiz bir iletişim hattını zorunlu kılıyor.

Bir de yapay zeka gerçeği… Evet, süreçleri hızlandırıyor, maliyetleri düşürüyor, kabul.. Ama bu nimetin bir de külfeti var: İçeriklerin birbirine benzemesi ve yaratıcılığın zayıflaması. Aynılaşma riski tam da burada ortaya çıkıyor. Bu noktada iletişimi yönetenlerin görevi; veriyi koruyan, etiği önceleyen ve özgün düşünceyi savunan bir çerçeve kurmak.

Bugün iletişimci dediğimiz kişi yalnızca mesaj yazan biri değil; teknolojiyi anlayan, veriyi okuyabilen, kurum kültürünü taşıyan ve gerektiğinde dönüştürebilen kişi. Yani sadece ileten değil, gerektiğinde yön veren.

Bir kurumun amacını ve değerlerini doğru tanımlamak sanıldığından daha fazla alanı etkiliyor. Bu değerleri doldurmak için de herkese aynı şeyi söyleyen genel geçer iletişimler değil; kuruma, hedef kitleye ve bağlama özel stratejiler üretmek gerekiyor. Asıl fark yaratan nokta burası.

İçeriden dışarıya ya da dışarıdan içeriye… Bugün iletişimde ihtiyaç, tek bir noktaya odaklanmak değil, bütünü görerek hareket etmek. Çünkü iletişim sadece bilgi göndermek değil; o bilgiye anlam ve yön kazandırmak.

Sonuçta bu yeni dönemde iletişim liderlerinin işi yalnızca “bilgiyi iletmek” değil. Amacı yaşatmak, kurumun bütün süreçlerine ve diline yerleştirmek gerekiyor. Bu yüzden amaç ve değer odaklı iletişim artık bir tercih değil, yol haritası. Amaç nereye gideceğimizi söyler; değerler ise yürüdüğümüz zemini sağlam tutar. Kurumların gelecekte de var olmasını sağlayacak olan yol da tam olarak budur…

Mehmet Ali Ergün – Momentum İletişim ve Paydaş İlişkileri Yönetimi Ajans Başkanı

momentumiletisim